Hemofili Derneğine Bağış Yapın Hemofili Derneğine Üye Olun

Koronavirüs Bulaşma, Korunma Yolları ve Sivil Toplum Kuruluşlarının (STK) Rolleri

Koronavirüs Bulaşma, Korunma Yolları ve Sivil Toplum Kuruluşlarının (STK) Rolleri

Türkiye Hemofili Derneğimizin “Geleneksel Aile Buluşmaları”nda bu kez “Korona Virüs Bulaşma, Korunma Yolları ve Sivil Toplum Kuruluşlarının (STK) Rolleri” konusu üzerine gerçekleştirildi. Online olarak 17.00-18.00 saatleri arasında yapılan 9. Buluşmamızın konuşmacıları Derneğimiz İdari Başkan Yardımcısı ve Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yusuf Büyükpınarbaşılı, Derneğimiz Genel Sekreteri ve Aile Hekimi Dr. Fikret Bezgal ve Derneğimiz Denetleme Kurulu Üyesi İsmail Balmumcu idi. Buluşmamıza 58 ayrı istasyondan dahil olan katılımcıların yanı sıra eş zamanlı gerçekleşen facebook canlı yayınını da 17 kişi takip etti.

Yayınımızı ilk olarak Uzm. Dr. Yusuf Büyükpınarbaşılı, 2019 yılı Aralık ayı itibariyle maruz kaldığımız koronavirüs salgını nedeniyle derneğimizin birçok online konferans düzenlediğini ve katılımcılarımıza bizi içtenlikle evlerine misafir ettiklerini ifade ederek başlattı.

Tüm dünyayı etkisi altına almış olan “koronavirüs hastalığı”nın koronavirüs ailesine ait yeni tanımlanmış bir virüs nedeniyle ortaya çıktığını ve İngilizce yazılışının (Coronavirus Disease 2019) kısaltması olarak COVID-19 olarak isimlendirildiğini belirten Yusuf Bey, virüsün etkeninin SARS-CoV-2 olduğunu da ekledi. Dr. Büyükpınarbaşılı, 1962 yılından beri bilinen koronavirüslerin geniş bir aile ve 460’a yakın türü olduğunu, ayrıca domuzlarda ve uçan memelilerde bulunan bir virüs olduğunu vurguladı.

Koronavirüslerin Alfa, Beta ve Gama gibi alt türlerinin varlığını, COVID-19’un ise Beta türüne ait bir virüs olduğunu, yayılım bölgesi olarak Çin’in Wuhan kentini belirten Yusuf Bey, insanlara bu virüsün at nalı yarasası ve/veya pangolin denen karınca yiyenlerden bulaşmış olma ihtimalinin güçlü olduğunu söyledi. Nature Dergisinde yayınlanan bir makalede özellikle COVID-19 virüsünün pangolin ve yarasalardaki aynı gen dizisinde ve Malezya’daki tipiyle de benzerlik olduğunun belirtildiğini, yani bu iki canlıdan birinden insanlara geçtiğini ekleyerek mikroorganizmaları mikroskop altında görülebilen canlıların genel ismi ya da mikrop olarak tanımladı. Bu canlıları Parazitler (Tek Hücreli Olanları), Mantarlar, Bakteriler ve Virüsler olarak kategorize eden Dr. Büyükpınarbaşılı; bahsi geçen ilk üç canlının uygun besin olduğu takdirde başka bir canlıya ihtiyaç duymadan yaşayıp çoğalabildiklerini, fakat virüslerin başka canlıların hücrelerine girerek yaşamını sürdürebildiklerini belirtti.

Salgınların insanoğlunun dünyaya geldiği ilk andan itibaren var olduklarını, fakat bizim Avrupa’da olmuş olan salgın türlerini bildiğimizi söyleyen Yusuf bey, 1300’lü yılların ilk yarısında meydana gelen Avrupa’da tüm nüfusun 1/3’ini yok eden kara veba hastalığının, ardından 1377 yılında Hırvatistan’ın Dubrovnik şehrinde gerçekleştirilen ilk karantinanın, 1423 yılında ise İtalya’nın Venedik kentinde ilk zorunlu karantinanın olduğunu bildiğimizi açıkladı. Ülkemizde ise; İstanbul’da 16. ve 17. yüzyıllarda veba salgınının aralıklı olarak devam ettiğini, son büyük veba salgınının ise 1836-1837 yıllarında yaşandığını, bu durumlar karşısında 1838 yılında Karantina Teşkilatının, 1894 yılında ise Bakteriyolojihanenin kurulduğunu anlatarak kültürümüzde karantina ve salgınlar ile alakalı bilim insanlarından İbn-i Sina’nın 800 yıl önce bizlere vermiş olduğu öğütlerine değindi.

Yeni yüzyıl salgınlarını ise; SARS (2003), Influenza A H1N5 (Kuş Gribi) (2007), Influenza A H1N1 (Domuz Gribi) (2009), MARS (2012), Influenza A H7N9 (2013), Ebola (2014) ve Zika (2015) olarak sıraladı. Ardından koronavirüsten neden korktuğumuzu maddeler halinde değinen hocamız; herkesin hastalığa aynı anda veya çok kısa zaman dilimlerinde yakalanacak olması halinde hastane ve sağlık personeli imkanlarının aşılacağını, bu durumda da yeterli sağlık hizmeti sunulamayacağından dolayı sadece COVID-19 ile değil, diğer nedenlerden dolayı ölümlerde de artış olacağının altını çizdi. Salgınlardaki koruyucu önlemlerin önemine dikkat çeken Yusuf Bey; bu önlemlerin alınmadığı durumda ilk 45 günde nüfusun %1’inin enfekte olacağını ve %12’sinin vefat edeceğini belirtti. Ülkemiz için oranlarsak 830.000 yeni vaka ve 100.000 ölüm anlamına gelmektedir. Koruyucu önlemlerin alındığı durumda ise; 240 günde nüfusun %0.3’ü enfekte, %2’si vefat edecek olup, bu durumda ise 250.000 yeni vaka ve yaklaşık 5.000 vefat demek olduğunu açıkladı.

Koronavirüs ile diğer virüslerin karşılaştırmasını da yapan Yusuf Bey; kuluçka süresinin eboladan sonra en uzun olan virüs ve öldürücülüğünün %2-4 arasında olduğunu, fakat en dikkat çeken özelliğinin bulaştırıcılık (çoğalma) değerinin yüksek olduğuna dikkat çekti. COVID-19 belirtilerinin başlama zamanından itibaren hastaların; ilk 7 gün içerisinde hastanelere başvurduğunu, 8 inci günde solunum sıkıntısının başladığını, 9 uncu günde solunum yetersizliklerinin geliştiğini ve yaklaşık 11 inci günde ise yoğun bakım sürecinin başladığını belirtti. 60 yaşına kadar ölüm oranlarının çok düşük olduğunu, 70-79 yaş için %8 ölüm oranının 80 yaş üzerinde %14,8’e yükseldiğinin altını çizdi. Ülkemizdeki yaş ortalamasına göre virüs hassasiyetini değerlendiren Yusuf Bey, 0-60 yaş arasının toplam nüfus içerisinde %87 (72 milyon), 60 yaş üzerinin ise %13’lük (11 milyon) bir dilim içerdiğini belirtti. Bu nedenle nüfusumuzun büyük bir kısmının bu hastalığın ölümcül sonuçlarına karşı dirençli olduğunu beyan etti.

Dr. Büyükpınarbaşılı virüse karşı kimlerin daha yüksek risk altında olduğunu sıraladıktan sonra Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) COVID-19’a yakalanmış 44.000 kişi üzerinde yaptığı bir incelemeye göre hastaların; %80’inde hastalığın zayıf/orta şiddette seyrettiğini, %14’ünde zatürre şeklinde görüldüğünü, %5’inde kritik düzeye ulaştığını ve %2’sinin de hayatını kaybettiğini belirtti.

Koronavirüsün insan hücresinin %1’i kadar olduğunu belirten Yusuf Bey, bulaşma yollarının; hasta ya da taşıyıcı bireylerden öksürme, hapşırma yoluyla saçılan damlacıklarla veya bu salgıların bulaştığı yüzeylere temas (eller, göz, ağız, burun mukozası) edilmesi olarak sıraladı. Bulaştırıcılık süresinin kesin olarak bilinmediğini, fakat belirtiler ortaya çıkmadan 1-2 gün önce başlayıp, sona ermesinden sonra 14 daha sürdüğünün düşünüldüğünü söyleyerek erken safhadaki bulaştırma risklerinin daha yüksek olduğunu vurguladı. Virüsün farklı yüzeylerde canlı kalma süresinin değiştiğini söyleyerek, havalandırma, sanitasyon, koruyucu malzeme kullanımına değindi. Hastaların maskesiz olarak öksürmesi sonucunda ağızlarından çıkan sıvı partiküllerinin 7 metreye kadar yayıldığının bilimsel olarak kanıtlandığını vurguladı.

“Hayatın normalleşmesi için daha ne kadar süre tedbirlerin uygulanması gerekmektedir?” sorusuna hocamız; son vaka sayılarına bakıldığında pik durumunu geçtiğimizi, böyle devam etmesi halinde vaka sayısının Temmuz ayı sonlarına doğru 100’ün altına düşeceğinin düşüldüğünü belirtti. Salgın anında korunma ve kontrol önlemlerini üç boyutta ele alan Yusuf bey bunları; kesin tanı, hastaların tedavisi, izolasyon gibi (1) Kaynağa Yönelik Alınabilecek Önlemler, sağlık eğitimi, dezenfeksiyon gibi (2) Bulaşma Yoluna Yönelik Alınabilecek Önlemler, aşılama, egzersiz, motivasyon gibi (3) Sağlam Kişiye Yönelik Alınabilecek Tedbirler olarak sıraladı. Pandemilerin sona ermesi için tıbben izlenmesi gereken üç yol olduğunu, bunların; (1) toplumun önemli bir kesiminin hastalıkla karşılaşıp koruyucu antikor oluşturması, (2) aşı veya koruyucu tedavi ile hastalığa açık nüfusun azaltılması ve (3) etkenin bulaştırıcılık ve hastalık yapıcı özelliklerinde azalma olması olarak sıraladı.

Medyanın kanıtlanmamış ve bilimsel olmayan birçok iddiayla toplum gündemini meşgul ettiğini belirten Yusuf Bey, geçmiş yıllarda üretilen birçok bilimkurgu ve sanatsal çalışmalarda bu konunun işlenmesi ve çeşitli popüler kültür eserlerde bu konunun işlendiğinin sosyal medyada paylaşılmasının toplumda tedirginlik ve endişeyi arttırmaktan başka katkısının olmadığının altını çizerek Pandemi sürecinde doğru bilgi yönetimi ile ancak güncel ve sağlıklı bilgiye ulaşılacağını vurguladı.  DSÖ’nün pandeminin azaldığını gösteren üç adet göstergesinin ülkemizde görüldüğünü açıklayan Yusuf Bey, tedavi için aşı ve ilaç geliştirme çalışmalarının hızla devam ettiğini hatta bazı firmaların aşının insan kullanımına 2021 yılı başlarında sunulabileceğini açıkladı.

Etkin korunma da; ellerin sık sık yıkanması, yüze dokunulmaktan kaçınılması, kapıların dirseklerle açılması, öksürme ve hapşırma sırasında ağzın dirsekle kapatılması, diğer bireylere olan mesafenin 2 metreye kadar çıkarılması ve izole olmanın önemli olduğunu belirten hocamız, basitleştirilmiş korunma yöntemini 3M yaklaşımı olduğunu, bunu da; Maske, Mesafe (en az 1,5 metre) ve Malzeme (kolonya, dezenfektan, çamaşır suyu) olarak belirtti. Evde kaldığımız süreyi verimli ve sağlıklı bir şekilde değerlendirmemize yönelik bilgiler veren Dr. Büyükpınarbaşılı, sonrasında ise immün sistemi etkileyen faktörleri ve besin bileşenlerini sıralayarak konuşmasını tamamladı.

Toplantımız hemofiliklerin bu durumdan nasıl etkilendiklerini anlatmak üzere Dr. Fikret Bezgal’ın söz alması ile devam etti. Konuşmasına, hemofiliyi tanımlayarak başladı, hemofiliklerin genel durumlarını anlatarak devam etti. Diğer hastalıkların kanamaları tetiklediğini, bu durum komplikasyonların arttığını vurguladı. Kanamalara bağlı olarak hemofiliklerin kan değerlerinin düştüğünü, aşılamanın kanama korkusu nedeniyle tam yapılmadığını ve bu nedenle de vücut direncinin nispeten daha düşük olduğunu ekledi. COVID-19’un temel belirtilerini, bulgularını açıklayan Fikret Bey, etken virüsün akciğerlerde yaptığı ciddi hasarlar ve gelişen şiddetli öksürük nedeniyle akciğerlerde ve basıncın artması ile de  beyin içi kanamalara neden olabileceğini söyledi.

Hemofili için kullandığımız faktörlerin hazırlanma aşamasında kullanılan viral inaktivasyon ve filtrasyon işlemlerinin SARS-CoV-2 gibi virüslerin yok edilmesi için yeterli olduğunu belirten Fikret Bey öneri olarak; profilaksinin aksatılmaması, tedavi planının değiştirilmemesi, ürün değişikliği yapılmaması, klinik çalışmalarda olup, çalışma ilacı kullananların tedavi merkezi ve ekibi ile iletişim içinde olunmasını tavsiye ettikten sonra, kan ve plazma bağışı yapılmasına her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğunun altını çizdi. Ek sağlık sorunu olanların, steroid veya diğer bağışıklık sistemini etkileyen ilaçları kullanan bireylerin daha dikkatli olması ve COVID-19 taşıyıcıları ile maruziyetini azaltmak adına tüm önlemleri dikkatlice yerine getirmeleri gerektiğini, hastalık bulaşmış fakat henüz şikâyeti olmayan kişilerden uzak kalınmasının ve zorunlu haller dışında izolasyonun önemini bir kez daha vurguladı.

Dr. Bezgal; acil olmayan tedavilerimizi ve planlanmış ancak öncelikli olmayan ameliyatların ertelenmesi gerektiğini, kalıtsal kanama bozukluğu olan hastaların ibuprofen ve non-steroid anti inflamatuar ilaçları kullanmamalarını, gerek görüldüğünde parasetamol içeren ilaçlar kullanmalarını ve kullanım dozlarını anlattı. Daha sonra dikkat edilmesi gereken hususları sıralayarak, vitamin desteği, düzenli ve dengeli beslenme, ev egzersizlerinin önemi belirtikten sonra bakanlık tarafından açıklanan kurallara uyulmasını ve derneğimizin duyuru ve yayınlarının takip edilmesini önererek konuşmasını tamamladı.

Derneğimiz Denetleme Kurulu Üyesi İsmail Balmumcu konuşmasına bu süreçte STK’ların önemi, rolleri ve derneğimizin yürüttüğü faaliyetler ile alakalı bilgilendirme ile başladı. STK’ların resmî kurumlardan bağımsız faaliyetler gösteren ve temsil ettikleri konuları geliştirmeyi amaçlayan kuruluşlar olduğunu belirterek kâr amacı gütmeden hizmet sağlamayı amaçladıklarını ekledi. Türkiye Hemofili Derneği olarak bizim de hemofilik bireylerin yaşam kalitesini arttırıcı faaliyetler yaptığımızın altını çizdi. İçerisinde bulunduğumuz salgın sürecinde derneğimiz çalışanlarını ve sosyal çevresini korumak amacıyla Mart 2020 tarihi itibariyle kısa süreli hizmete ara verildiğini, sonrasında dernek merkezinin kısmi zamanlı olarak dernek hemşirelerimiz vasıtasıyla hastalarımıza hizmete devam ettiğini söyledi. Aynı zamanda gelenekselleşen aile toplantılarımızın kesintisiz bir şekilde internet üzerinden zoom uygulaması ile haftada iki kez olarak sürdürülmeye devam ettiğini, bu süreçte birçok farklı konunun işlendiğini, bu toplantıların sosyal medyada paylaşımlarının daha geniş kitlelere ulaştığını belirterek şu ana kadar geçen 8 oturumun sayısal verilerini bizimle paylaştı. Derneğimizin internet sitesinde bulunan paylaşımlar ile sosyal medya hesaplarındaki paylaşımların hemofilikler ve yakınları için önemine dikkat çekti.

STK’ların güç ve bilgi paylaşımına katkısı ile yaşam kalitesini ne kadar arttırdığını belirten Sayın Balmumcu, derneğimizin yeni tür ilaçların SGK kapsamına alınması,  hasta haklarının kabulü için gerek Sosyal Güvenlik Kurumu gerekse Sağlık Bakanlığı ile yapılan yazışmalar hakkında bilgi verdi. Derneğimiz de hemşirelerimizin ve çalışma arkadaşlarımızın tam koruma ekipmanları ile damar yolu uygulaması yaparken ve hizmet verdiği görüntüleri paylaştı.

Konuşmaların ardından izleyicilerimizden gelen sorular yanıtlanmaya başlandı. İlk olarak ev egzersizleri, COVID-19 aşısının bulunması ve uygulaması ile alakalı soruyu Dr.Büyükpınarbaşılı yanıtladı. Ev egzersizlerinin önemini, egzersizlerin sonraki süreçlerde de devam etmesi gerektiğini, aşının ilk olarak risk altında bulunanlara uygulanabileceğini ve aşı sonrası dönemi açıkladı.

COVID-19 belirtilerini gösteren bireylerin nasıl hareket etmesi gerektiği ile alakalı soruya ise hem Yusuf Bey hem de Fikret Bey, Sağlık Bakanlığı tarafından kurulan hasta taşıma ve teşhis sonrası takip ve tedaviye yönelik önemli detaylar verdiler. Ayrıca Dr.Bezgal Aile Hekimlerinin rolü, süreç ve işleyiş hakkında bilgi verdi.

Hemofili ile COVID-19 arasındaki ilişkiye yönelik gelen soruya ise Dr. Bezgal, sunumunda bahsettiği gibi kas eklem ağrıları ve akciğer kanama ihtimaline yönelik tedavilerin aksatılmamasına, aksi takdirde virüse yakalanıldığında uygulanan prosedürde herhangi bir değişiklik olmadığını açıkladı. Hastalığa yakalanmamaya çalışmanın önemine dikkat çekti.

Derneğimiz Yönetim Kurulu Üyesi Fatma Bali; ilk aşamada COVID-19’a yakalanıp iyileşme durumunda bir daha hasta olmamaya yönelik bir bilgi varken şimdi ise hastalığı atlatsa dahi yine de bulaşma riski olduğunu belirten haberler aldığını bildirdi. İkinci olarak aşılamada ilk olarak risk gruplarına öncelik verileceği bilindiğini, bu durumun maliyet ile alakalı mı yoksa arz ile alakalı mı olduğunu merak ettiklerini beyan etti. Yusuf Bey ilk planda elbette sağlık çalışanları ve sahada çalışanlar için aşı uygulaması olacağını, üretim ile alakalı ihtiyaç olacağını düşünmediğini, ancak aşıyı grip aşısı gibi risk grubunda olanları öncelikli olarak aşılanacağını belirtti. Vücudun bağışıklık sağlasa dahi insanların bu virüse tekrar maruz kalabileceğini fakat bir önceki seferden daha rahat atlatabileceklerini belirtti.

Konferansımıza tecrübelerini paylaşarak katkı sağlayan, online sürdürülen programlara memnuniyetlerini ve devam etmesi yönelik isteklerini ileten üyelerimize teşekkür ederiz. Katılım sağlayamayan ve tekrar izlemek isteyen üyelerimiz derneğimizin YouTube kanalını takip edebilirler.

Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Video Galeri

Foto Galeri