"BİR HAYAT KESİTİ"
Sizlere yaşadığım ve yaklaşık bir yıl süren olayı aktarmak istiyorum. Olayın başlangıcı 1986 yılının Nisan ayının güneşli bir Pazar günü idi. Evde can sıkıntısı içinde yapacak bir şeyler bulmaya çalıştım. Yapacak bir şey bulamayınca belki de hemofili hastası için tehlikeli ve sakıncalı spor olan basketbol oynamak üzere komşu çocuklarıyla beraber okul bahçesine gittik. Basket oynamaya gittiğimiz okul bahçesinin zeminin kötü ve kaygan olduğunu oynarken farkettim. Fakat oyun esnasında kimsenin topu almak için hamle yapmadığı pozisyonda topu almak için hamleyi yapınca ayağımın kayması ile birlikte sağ bacağım ters döndü. O anda acıyı hissetmediğim için, bacağımın üstüne basmak istedim. Ama basamayınca komşu çocuklarına eve gitmelerini aileme haber vermelerini istedim. Bir süre sonra babam elinde bacağımda kanamalar olduğunda kullandığım koltuk değnekleriyle geldi. Bende koltuk değnekleri sayesinde ayağa kalkıp, evin önüne kadar gidebildim. Evin önüne geldiğimizde ailemin panik içinde olduğunu gördüm. Derken ağrılar başladı. Babam taksi çağırdı ve ailemle beraber Tıp Fakültesi hastanesine gittik. Yolda bacağımdaki ağrılar artmıştı. Benim herhangi sosyal güvencem olmadığı için ne yapacağımızı düşünüyorduk. Ama bacağımın hemen tedaviye ihtiyacı vardı.
Hastaneye ulaştık ve acil servise gittik. Bacağıma baktılar ve diz üstünden kırıldığını söylediler. Tedaviye başlamadan önce hangi sosyal güvenlik kuruluşuna bağlı olduğumu sordular. Herhangi bir sosyal güvencemin olmadığını öğrenince, tedavimi yapamayacaklarını ve başka hastaneye başvurmamız gerektiğini söylediler. Babam hemofili hastası olduğumu bacağımdaki kırığın hayatı tehlikesi olabileceğini ve kendisinin Emekli Astsubay olduğunu, bu olayı televizyonlara aksettireceğini, Genel Kurmay Komutanlığına, o dönemin Cumhurbaşkanına bildireceğini söyleyince tedavimi yapmak üzere ortopedi kliniğine yatırdılar. Hemen röntgenler çekildi, tahliller yapıldı.Bacağıma ağırlık asılarak çekme işlemine başlandı. Bunun nedeni kırık kemiklerin uçlarının uç uca gelmesini sağlamaktı. Bu işlem 2 Haziran tarihine kadar sürdükten sonra sağ bacağımın tamamı, sol bacağımın diz üstü ve vücudum göğüs hizasına kadar alçıya alınmıştı. Yani neredeyse mumyalara dönmüştüm. Ve bu şekilde beni taburcu ettiler. Her 15 günde bir kontrole gelmemi söylediler.
Evin önüne kadar ambulansla geldim. Evimiz beşinci katta olduğu için beni dört kişi ancak eve çıkartabildi.İlk defa eve girip, yatağa yattığımda sanki boğuluyorum gibi geldi.Hemen yatağımın yerini değiştirdiler ve rahatlamıştım. Diğer yandan üniversite sınavının ilk basamağı olan ÖSS'yi geçmiş, İkinci basamağı olan ÖYS'ye girmeye hak kazanmıştım. Alçıda iken bu sınava girmem gerekiyordu. ÖYS sınavı için hastaneden aldığım raporu ekleyerek ÖSYM'ye dilekçe yazdım. ÖSYM'de sınav zamanı gelince üniversiteden iki görevli eve gelip sınavı yaptı.Bu sınav girdiğim diğer üniversite sınavlarından farklı idi. Çünkü bu sınavı kazandığımda sadece üniversiteyi değil sağlığımı da kazanmış olacaktım.
Kontrol için her 15 günde bir hastaneye gitmek ve kontrol sonucunda bacağımdaki kırığın kaynamadığını öğrenmek benim için yıkım oluyordu. Bu yıkımlar Kasım ayının sonlarına doğru üniversite sınavını kazandığımı bildiren yazının gelmesiyle sona erdi. Kazandığımı bildiren belgeyi aldıktan sonra, ablam ve ağabeyim üniversiteye kaydımı yaptırdılar. Üniversiteden aldıkları öğrenci belgesi ile sağlık karnesini çıkarttık. Sağlık karnesini alıp, GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesine gittik. GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesinde beni ortopedi kliniğine yatırdılar. Yine burada da röntgenler çekildi, tahliller yapıldı. Yaklaşık 1 ay 10 gün bu hastanede yattım. Bacağımdaki kırık için ameliyatın gerektiğini söylediler.Ama bu ameliyatı hastanede hematoloji bölümü ve uzman hematolog olmadığı için yapamayacaklarını Ankara Gülhane Askeri Tıp Akademisi hastanesine sevk edeceklerini söylediler. 9 Ocak 1987 tarihinde GATA'ya gitmek için Haydarpaşa Tren İstasyonuna beni ambulans götürdü ve zorda olsa trene bindik. Ertesi sabah Ankara'ya indikten sonra sedye ile ambulansa taşıdılar. Gülhane Askeri Tıp Akademisi hastanesine gittik. Beni hemen Hematoloji Kliniğine yatırdılar. Ortopedi kliniği ile işbirliği yaparak yine röntgenler çekildi, tahliller yapıldı. Doktorlar ameliyat için çok miktarda Faktör VIII kullanılacağını ve temin etmek için ABD'ye yazıp istemelerinin gerektiğini, bu yazışma sonucunda ilaçların gelmesinin zaman alacağını, bu nedenle bacağımı geçici alçıya alarak eve göndereceklerini, ilaç geldiğinde hastaneye çağıracaklarını söylediler.
4 Şubat 1987 tarihinde bacağım geçici alçıya alınarak eve gönderildim. İlacın geldiği haberi gelene kadar evde istirahat ediyordum. 4 Mayıs günü Ankara'dan ilacın geldiği haberini aldık. Ertesi gün Ankara'ya gitmek için trenle yola çıktık. 5 Mayıs günü Gülhane Askeri Tıp Akademisi hastanesinde hematoloji kliniğine tekrar yatmıştım. Ameliyat için tahliller ve son kontroller yapıldı. Ameliyata gireceğim günün öncesi akşamdan itibaren Faktör VIII ve diğer ilaçların verilmesine başlandı ve ameliyata girene kadar devam edildi. 14 Mayıs günü ameliyata girdim. Ameliyat başarılı geçmiş ve bacağımdaki kırık olan yere platin levha ile 9 tane platin çivi takılmıştı. Birkaç gün sonra bacağımdaki dikişler alındı. Doktorlar on gün yataktan kalkmamın yanlış olacağını daha sonra koltuk değnekleri veya tekerlekli sandalye ile dolaşabileceğimi söylediler. On gün sonra klinikte koltuk değnekleri ile gezerken sağ bacağıma yüklenmeden veya tekerlekli sandalye ile geziyordum.Tedavim 22 haziran 1987 tarihine kadar sürdü, o gün taburcu olduğumda beni almaya babam gelmişti. Eylül ayında kontrole gelmek üzere taburcu oldum. O günden itibaren biri Gülhane Askeri Tıp Akademisi hastanesinde, diğeri de GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesinde olmak üzere iki defa kontrole gittim ve bacağımdaki kırığın kaynadığını tespit ettiler.
Yaşadığım bu olay sonucunda sağ bacağım dizimden sabit kaldı ve 9 cm kısaldı ama Allah'a şükürler olsun ki yatalak değilim, kendi ihtiyaçlarımı giderebiliyorum. Ben bu olaydan çok dersler aldım. Sizlere bu olayı aktarmak için yazarken sanki yeniden yaşıyor gibiyim. Ülkemizin bu olayı kimsenin yaşamayacağı bir ülke olması temennisi ile sizlere sağlık ve mutluluk dolu günler dilerim.
Aydın ÖZHAN
|