Hayattan - 1
Hayattan - 2
Hayattan - 3
Hayattan - 4
Hayattan - 5
Hayattan - 6
Hayattan - 7
Hayattan - 8
Hayattan - 9
Hayattan - 10
Hayattan - 11
Hayattan - 12
anasayfa | iletişim | forum

HEMOFİLİK YAŞAMI: KARA MİZAH

Kişinin bedeni sınırlarında varolan bir olguya karşı açtığı mücadelede dikkatli olunması gereken en önemli nokta, hastalığa hiçbir durumunda koz vermemek, sürekli olarak iç dinamiklerini kullanarak ayakta ve güçlü kalmak.

Beni tanıyanlarınızın bildiği üzere ‘düşünce gücüyle' hemofili hastalığını yenme mücadelesi içindeyim. ‘Mücadele' sözcüğünü bilinçli olarak kullanıyorum: çünkü bu, kişinin, hayatı, kendini sorgulama, yaptığı seçimleri yeni baştan gözden geçirme ve tüm bunlardan ortaya çıkan gücü hemofili hastalığına karşı kullanma işidir.

Her mücadele gibi bunun da yıpratıcı yönlerinin olduğunu söylemekte sakınca görmüyorum; kişinin bedeni sınırlarında varolan bir olguya karşı açtığı mücadelede dikkatli olunması gereken en önemli nokta, hastalığa hiçbir durumunda koz vermemek, sürekli olarak iç dinamiklerini kullanarak ayakta ve güçlü kalmaktır.

İlk aklınıza gelen düşüncenin “Ama, bunu her durumda yapamıyoruz. İnsanın hali kalmıyor bazen, usanıyor” olduğunu kestirebiliyorum.

Bu yazının konusu da tam bu düşünceniz üzerine anlatacağım bir yaşantı.

Üniversite sınavının ardından asıl kaygı başlamıştı: Gelecek Kaygısı! Bu, birçoğunuzun bir yandan yabancı olmadığı bir duygudur – Ekonomik, duygusal ve aile içi sorunlar da bunun üzerine eklenince, kestirebileceğiniz ve haklı bulacağınız bir ‘kendi-içinde-dağılma' durumuna girdim. Bu dönemde hemofiliye karşı oluşturduğum kalkanda yıpranma, çatlama başladı. Bu yıl temmuz ayının ortalarında baldırımın arkasında dize yakın bölgede kas içine bir kanama başladı. İlk günler kendimi toparlamaya çalıştım ve faktör VIII kullanmadım. Ama kalkanımı yeniden oluşturacak zamanım kalmadı – koltuk değnekleri ile yürüyebiliyordum artık.

Yanlış anımsamıyorsam üç yıl önce SSK İstanbul Hastanesinde aralıklarla üç ay içinde toplam bir ay kadar yatmıştım. Oradaki sıkıntılı günlerin etkisini, geceleri uykumda dişlerimi gıcırdatarak ancak bir yılda atabilmiştim üzerimden. Yeniden hastaneye SSK`da yatmamak için iki gün gidip faktör VIII alıp eve geri döndük. En az bir buçuk yıldır hastaneye (düşünce gücüyle tedavi sayesinde) gitmediğim için değişikliklerden hiç haberim yoktu. Alınan her ilaç için sağlık kurulu raporunun çıkarılması nedeniyle ve evrak peşinde koşmaktan 62 yaşındaki anneciğim ve arkadaşlarım Egemen ve Nigar`ın düştükleri durumu görünce yatmaya karar verdim. Çarşamba günü öğleden önce yattım.

Hemşirelerden cam kenarına bir yatak vermelerini rica ettim.

Yatacağım koğuşta en az bir kalp hastası, bir kanserli, bir astımlı olacağına emindim. Yanılmadım. Bu kez birde Parkinson hastası vardı – Yeterli mi?

İlk gün biraz(?) gecikmeyle akşam 22:20`de ilk faktörümü aldım. Perşembe ve Cuma 12 saat arayla 1000 IU. Cumartesi ve Pazar kanamam artık durduğu için sadece gözlem altında tutuldum. Şükür ki karşı yatağımdaki Hüseyin amca aklı başında ve keyifli sohbeti olan biriydi. Koğuşu benim için daha çekilir kıldığını söylemeden geçemem. Pazartesi sabahı vizitte evin yoluna karar verdiler. Doktorlarımın ikisinin de bana Türkiye Hemofili Derneği`nden bahsedip yönlendirmeye çalışmalarına önce şaşırdım, sonrada bu hoşuma gitti. Çünkü üç yıl önce ilk yattığımda belli ki yeni bir doktor, yanıma gelip “NE ZAMANDAN BERİ HEMOFİLİ HASTASISIN?” diye bir şey sormuştu. Ben de dayanamayıp, saatime bakarak “Dün öğleden sonra fark ettim. Doktor bey ben hemofili hastasıyım, tabii ki doğduğumdan beri” demiştim. Vizite gelen doktorlarımın bana dernekten söz etmeleri derneğin kaydettiği ilerlemeye net bir kanıttı benim için.

Çok değil on gün sonra aynı yerde yeniden kanama başladı. O akşam “Samatya`nın yolları taştan/ Sen çıkardın hemofili beni baştan” diye diye yine SSK`daydım. Dahiliyede yattığım dönemde benimle ilgilenen doktorun nöbetçi oluşu güzel bir zamanlamaydı. Hem tedavi hem de fizyoterapi için beni Çapa'ya sevk etti. Ah işte o sevki annemle bana sorun. Bir bavul evrakla Samatya-Osmaniye-Çapa hastaneleri üçgeninde susamış köpekler gibi dilimiz dışarıda koşturduk-bir gün, iki gün, üç gün değneklerle bu koşturma içinde ben hastalığımı unuttum-çünkü kağıtları yetiştirmek kesinlikle daha önemliydi-ve artık yavaş yavaş ayağımın üzerine düz basabiliyordum. Bu günlerce süren maratonu doğrusu ne anlatacak nefes var bende ne de sizde bunu bıkmadan okuyabilecek sabır olduğunu düşünüyorum. Çünkü bizden istenen her evraka, bu niye gerekiyor, ne işe yarayacak, diye kendi kendime sormaktan bıkmıştım. Bu soruyu dayanamayıp sorduğum memurların yanıtları, hepsine adeta ezberletilmiş gibi aynıydı: Kural böyle beyefendi, get dediğimi yap.

99'daki ameliyatımdan sonra fizyoterapimi yapan Gülten hanımla kader yine birleştirmişti beni. Fizyoterapinin ardından ‘sahalara' geri döndüm. Gülten hanımın elini öperim.

Hastanede yattığım ve fizyoterapi gördüğüm dönemde hastanelerde günler geçiriyor olmanın verdiği stresi üzerimden atmak ya da bundan kaçmak için arkadaşlarımla aramda bir parola oluşturmuştum: Efsane geri döndü! (Sadece hastane dönemleri için tavsiye edebilirim)

Hastalanmam ve hastanede geçirdiğim o birbirinden değerli(!) günler sırasında içimde duraksız bir sorgu başlamıştı. Bu muydu benim yaptığım, nasıl da kendimi kandırmışım, kendime söylediğim bir koca yalan mıydı düşünce gücüyle tedavi...

Sonradan sağlıklı düşünmeye başladığımda bir şeyin farkına vardım; Evet , tedavide kaydettiğim önemli bir ilerleme var; Eskisi gibi her istediğinde değil, sadece ben kalkanımda çatlaklar bıraktığım zamanlarda bir şeyler yapabiliyor bu hastalık artık.

Pencerelerinizi açık bırakmaktan çekinmeyin...

Mesut VARLIK

Türk Hemoder
    Hematom
    Hemartroz
    Kırıklar
    Psödotümör
    Periferik sinir kanamaları
    Merkezi Sinir Sistemi Kanaması
    Ağız içi kanamaları
    Diş Tedavileri
    Hematüri
    Retrofaringeal Kanama
    Retroperitoneal Kanama
    Cerrahi Girişimler
    Sünnet
    Gen Nakli