Hayattan - 1
Hayattan - 2
Hayattan - 3
Hayattan - 4
Hayattan - 5
Hayattan - 6
Hayattan - 7
Hayattan - 8
Hayattan - 9
Hayattan - 10
Hayattan - 11
Hayattan - 12
anasayfa | iletişim | forum

KALAN

Sokakta oynayan çocukları görürdüm bir kenar mahalledeki kerpiç evin penceresinden. Aç insanlar gibi yutkunurdum. Çocuktum o zamanlar.. sanırım yani. Sahi ben çocuk oldum mu? O pencereden bakarken her defasında kendimi saçları bembeyaz, çaresiz bir amca gibi hissederdim. Bugünüme sinmiş o "çocukluk" günlerinden elimde kalan birkaç kırık oyuncak, yaralı bir yürek ve hala pencerelerden bakarken dolan bir çift bozuk göz. Hasta yatarken beklenen bir telefon sesinin yarattığı 'önemsenme heyecanı' kadar yürekleri burkan durumlar bunlar.

Top oynayan çocukları düşünün, ya da bisiklete binen. Size garip gelmiyordur bunlar belki ama bana çok garip geliyor. Nasıl top oynandığını bilmiyorum mesela, ya da nasıl bisiklete binildiğini. Yabancı geliyor bana tüm bunlar. Ben sadece hakem olurdum okuldaki futbol maçlarında. Sevgili ilkokul öğretmenim benim boynum bükük kalmasın diye böyle küçük bir hileye başvururdu. "Sen hakem ol Mustafa." derdi. O günden sonra ben hep 'gözlemci heyetinin' bir parçası oldum.

Gençlik diye bir döneme girdim sonra. Çılgınlıkların yaşandığı, fevri bir dönem(miş). Arkadaşlar toplanıp hadi kampa gidelim derlerdi. Giderdik kampa. Hadi tepeye çıkalım derlerdi. Çıkarlardı tepeye. O tepe bana gelmedi ve ben de ona gidemedim bir türlü. Tepe olduğu yerde duruyordu, ben de. Kendimi bir dağa benzetmem de o zamanlara rastlar işte. İçimdeki nice coşkuyu susturdum, öldürdüm kendi ellerimle. Kendimin katili miyim ben şimdi? Ben değilsem katili kim? Çok büyütüyorum değil mi? Oysa benden çok daha kötü durumda olanlar var. Bu da beni iyi durumda yapar değil mi? Yani: "Ne güzel bak benden daha kötüleri de var. Çok mutluyum(!)" değil mi? DEĞİL!

O bitmez tükenmek bilmeyen hastane günlerimde soluk floresan ışıkların aydınlattığı iniltili koridorda annemlerin ziyaretime gelmesini beklerdim umutsuzca. Bazen gelirlerdi. Yiyecekler, dergiler, kitaplar gelirdi onlarla birlikte. Hepsini o ufak dolaba yerleştirirdi annem. Çekmeceme yeni yıkanmış bir havlu koyardı. Biraz otururduk birlikte. Hastabakıcının sesi duyulurdu koridordan: "Ziyaret saati bitti!" Daha saat olmamıştı ki ama. Olsun, dinlemek lazım hastabakıcıyı, hemşireyi, doktoru... çünkü onların elindeyim, esir düşmüşüm. Esaretimi, bacağımdaki bir ton gibi gelen ağırlığıyla koca bir alçı kütlesi pekiştirirdi. O alçı sanki benim bacağımda değil, boğazımdaydı. Söylenmemiş bir sürü söze bedel iki damla gözyaşı düşerdi gözümden kirli yastığıma. Annem beni öper ve "Kendine iyi bak yavrum. Görüşürüz haftaya. Seni ararım ben akşamları." derdi. Giderlerdi. Ben bakardım arkalarından. Son ayak seslerini işitmeye çalışırdım iniltiler arasında. Benim bir ayak sesim bile yoktu.

Sonra sevdim. Çok sevdim. Gözlerime sevgiyle bakacak birinin olmasını sevdim belki de. Bilmiyorum. Hasta yatarken saçımı okşayıp "Herşey düzelecek. Sen iyi olacaksın." diyecek, annemden, anneannemden başka birinin olmasını istedim. Çok şey istemişim. Kış günlerinde yolculuğa çıkan yüreklerin her zaman baharı bulamadığını anlamam çok uzun sürmedi. Bu sefer giden bir erkek, bir kızdı. İki kişilerdi. Üçüncü kişi olmayı hazmedemezdim. Baktım. Sadece baktım. Boğazımda düğümlenen sözler yine canımı yakıyordu. O sözleri yok saydım ve yola kaldığım yerden, stabilize yoldan, tek başıma devam ettim. Onlar için herşey yolundaydı. Ama ben o yolda değildim.

Uzun uzun anlatmanın anlamı yok belki de. Bir giden varsa eğer, ona nereden bakacağınızı bilmelisiniz. Elinizdeyse eğer, sakın ardından bakmayın. Çünkü göreceğiniz tek şey acıdır.

Buraya kadar geldim işte, kalarak. Geçmişe bakmak bana acı veriyor belki ama onlara vefasızlık edemem. Çünkü bu noktaya beni, herkes gibi, yaşadıklarım getirdi. Ne mutlu olma kaygısı var artık yüreğimde, ne de mutsuz olma duygusu. Hayat bana aldırmadan akıyor ve gidiyor. Ben her zaman olduğu gibi içinde bile olsam, arkasından bakıyorum hayatın. İçimde söylenmemiş öyle çok cümle var ki... Söyleyeceğim anı bekleyen, bunun için benim gözümün içine bakan çaresiz cümleler. O cümleler bende kalsın ve zamanını beklesin bırakın. Eğer birgün giden ben olursam, ardımdan bakacaklara bırakabileceğim tek şey onlardır.

Hayatımda yalnız sevgi kaldı. Onu veriyorum insanlığa. Sevgim sonsuz ve ölümlüdür. Tıpkı benim gibi, tıpkı sizin gibi.

Mustafa AKYOL

Türk Hemoder
    Hematom
    Hemartroz
    Kırıklar
    Psödotümör
    Periferik sinir kanamaları
    Merkezi Sinir Sistemi Kanaması
    Ağız içi kanamaları
    Diş Tedavileri
    Hematüri
    Retrofaringeal Kanama
    Retroperitoneal Kanama
    Cerrahi Girişimler
    Sünnet
    Gen Nakli