SAVRULMAK MI PAYIMIZA REVA GÖRDÜĞÜNÜZ, ONURSUZ ACILARA...
Son aylarda yurdumuz genelinde yaşanılan faktör alımlarındaki gerek hasta, gerek hekim, gerekse firma bazlı usulsüzlükler sebebiyle olacak ki, sosyal güvenlik kurumum olan S.S.K. bünyesinde, tedavi aşamasında hiçbir bilimsel veriye dayanmayan, tıbbi etiğe yakışmayan, kanımca tamamen bürokratik nedenli eylemlere maruz kalmaktayım ve korkarım ki bu uygulama yurt genelinde yaygınlaşmakta, dolayısıyla hemofili hastaları ve sosyal güvenlik kuruluşları ehil olmayan kişilerin verdiği kararlar neticesinde telafisi mümkün olmayacak zarar ve sıkıntılara itilmektedir. Sizlere son hastalanma olayımda başımdan geçenlerle ilgili yaşadıklarımı anlatarak örnek vermek istiyorum;
İkindi vakitleriydi, aniden böbreklerimde korkunç bir acı ve ayak bileğimde yavaş ilerleyen bir sancı hissettim. Geçmişe dayanan yaşanmışlarım nedeniyle olacak böbreğimde ve ayak bileğimde bir iç kanama başlangıcı olduğu kanısına vardım. Zaman geçirmeden ilaç kullanmam ve fazla hareket etmeden istirahat etmem gerektiğini biliyordum. Yapacağım zamanında tedaviyle hem ben acı çekmekten ve geç tedavi edilmekten dolayı doğabilecek sekellerden kurtulacak, dolayısıyla bağlı bulunduğum kurumda zamanında yaptığım tedavi sayesinde fazla miktarda ilaç kullanma külfetinden kurtulacaktı. Evet yanlış duymadınız konuyla alakası olmayan kişilerin savunduklarının aksine, bilimsel verilere göre zamanında yapılan tedaviler sonucunda hem hasta acılara mahkum olmaktan kurtuluyor, hem de kurumlar fazla miktarda ilaç harcama, yani kabarık fatura yüklerinden korunmuş oluyordu. Söylediklerim bilimsel verilerle sabit, yalnız hemofilikler hakkında alınacak kararlara hemofiliyi uzaktan yakından tanımayan kişiler değil, hemofili uzmanları yani hematologlar müdahil olmalıdırlar, ilgili yerlere duyurulur. Tekrar yaşadıklarıma dönmek istiyorum. Evde tedavi hakkımın olmaması sebebiyle bu acılar eşliğinde S.S.K. İstanbul Eğitim Hastanesine gitmek üzere yola çıktım. Otobüse belirli bir zaman bekledikten sonra bindim. Yarım saatlik bir süre içinde hastaneye ulaştım. (Umarım neden taksiye binmiyorsun kardeşim gibi komik bir soru gelmiyordur aklınıza) Sancılarım korkunç bir seviyeye gelmiş, ayak bileğimdeki kanama sebebiyle yürüyüşüm sancının eşliğinde Çin işkencesine dönüşmüştü. Her adım atışımda bin bir ahla yüklü göz yaşlarımın yüreğime doğru aktığını hissediyor, hayata olan bağlılığımla beraber devletime olan güvenimin de eksildiğini üzülerek yaşıyordum. Bir avuç cahil cühelanın aldığı bu akıl denen erdemden yoksun uygulamaya isyanımı anlatamam herhalde, yaşamanız lazım demem de sizlere edebileceğim en büyük beddualardan biri olur. Hastaneye ulaşır ulaşmaz, acile gidip sıranın gelmesini bekledim. Doktor arkadaşlara şikayetimi anlatıp, evde faktörüm olmadığını bu hakkımın elimden alındığını, bunun neticesinde yolda kaybettiğim zaman ve dinlenmem gerekirken aksine yorulmam sebebiyle kanamamın arttığını söyledim. Hakikaten de ayağımızın üzerine basamaz olmuştum. Böbrek kanamam sebebiyle de epeyce bir kan kaybetmiş, zaten beyaz olan rengim sarımsı bir beyazlığa kavuşmuştu. Doktorlar hemen durumun ciddiyetini anlayarak beni müşahedeye aldılar. Yalnız ben doktora elimden haklarımın alındığı şeklinde veryansın da bulunurken hekim arkadaşın yüzüme manalı, tuhaf bakmasına bir anlam veremedim. Nereden bilirdim, aslında oğlum bunlar ne ki sen birazdan görürüsün demek istediğini. Neyse faktör reçetem yazıldı ve yanımda bir yakınım olup olmadığı soruldu. Yok deyince o aynı bakış yine üzerime çevrildi. Hayda ...... reçetemi alıp uzman arayacaktım hem de bir tane değil tam iki tane. Bu kadarını yok bir de nöbetçi şefe imzalatacaktım. Bu değerli mi değerli kutsal reçetemi. .Bu kaçıncı çektiğim fesüpanallah hatırlamıyorum. Uzunca bir yolum vardı önümde acılarla süslü, kat edeceğim. Ben de vakit kaybetmeden hastanenin girişinden altıncı katına çıktım.(Yine şükür asansörle çıktım .Dur oğlum sen merdivenlerden çıkacaksın da diyebilirlerdi.)Uzmanın birisini biraz beklemeden sonra yakaladım. Orta yaşlarda, saçları ağarmış, babacan birine benziyordu. Halimi görünce "nasıl bu halde dolaşırsın oğlum?" dedi. İnanılmaz şekilde duygulandım. Olamaz ya dedim kendi kendime, anlaşılan tıp camiası bu gülünç uygulamanın yanında değil. Kendine yakışır biçimde karşısında yer alıyordu. İçten bir teşekkürden sonra reçetemi imzalatıp acıların nezaretinde ikinci uzmanı aramaya başladım. Ama nafile, bulamıyordum; dön dolaş yok yok en sonunda reçetemi imzalattığım ilk uzmanla karşılaştım."Ne oldu imzalatamadın mı?" diyerek sinirle elimden reçeteyi alıp kendisi diğer arkadaşını aramaya başladı. Bir yandan da bu kararı alanlar için; "taş kafalı bunlar taş" diye söyleniyordu. Oh bütün sıkıntılarımı bir anda olsa üzerimden attım. Biraz sonra reçeteyi imzalatmış olarak ,yanıma geldi. Omuzumu sıvazlayıp yanımdan ayrıldı. Gerçekten tuhaf oldum. Seni hiçbir zaman unutmayacağım güzel insan... reçetemi alarak son bayrağı almak pardon son imzayı attırmak için nöbetçi şefe doğru hareketlendim. Izdırap ve isyan yine yol arkadaşımdı tabii. Biraz bekleyip, son imzayı da attırıp eczaneye doğru yürüdüm. Acılarım vardı, derinden derine yaşadığım ama zafere yaklaşmıştım. Gururla avucumdaki evrakları masanın üzerine bıraktım ve solgun yüzümle eczacıya sırıtmaya başladım. Haydaa yine o tuhaf bakış yüzüme savruldu. Nerede bir eksik var diye düşünürken, görevli iki senede bir çıkan raporlarımıza benzer bir raporu bundan böyle her hastaneye gelişte çıkaracağımı söyledi. Başımdan aşağıya kaynar sular mı boşaldı desem, kızgın yağlar mı. Bu sefer dayanamadım garibim eczacıya boşaldım. Ne diyorsun sen kardeşim, halimi görmüyor musunuz, delimisiniz, rezillik bu gibi sözler dilimden dökülen başkaldırı sözcüklerinin sadece birkaçı. Yaptığım bu hareketin adresinin yanlışlığını anlayarak sırasıyla acildeki doktor, ilk uzman, nöbetçi şef, (yeterrrr... yetmeezz) sağlık kurulu, başhekim. Tekrar sağlık kurulu, başhekim fasıllarını bir kez daha arşınladım. Allah'ım nedir bu eziyet diye yakarıyordum. Kan kaybından başım dönüyor. Ayağımın acısını ise aşırı şişmeden dolayı hissetmiyordum. İnanır mısınız kanamayı ilk hissetmemle ilacı almam arasında tam üç saat geçmişti. Yani bir insan hayatıyla bu kadar kolay oynanmıştı. Oracıkta ölsek bizim için zaten bu hastalar kanarlar ve ölürler deyip ülkeyi ekonomik bir yükten kurtardık diye de kına yakabilirlerdi...Eczaneye gelip faktörümü aldım, hemen müşahedeye gelip ilacımı yaptırdım. Yatakta birkaç dakika yatınca durumun önemi anlaşıldı. İlaca rağmen acıdan kıvranıyordum. Asıl önemlisi tahlilden sonra ortaya çıkıyordu. İç kanamam sebebiyle kanım düşmüş ve hayati tehlike sınırına gelmiştim, gelmiştim de kimin umurunda ki. Evet evde tedavi (yerinde ve zamanında tedavi) uygulansaydı. Sadece 500 ünite faktör ve biraz dinlenmeyle ayağa kalkacak, bu kadar onur kırıcı çileyi çekmeyecektim. Ama ne oldu 500 ünite yerine 1000'lerce ünite faktör kullandım. Böylece ülke ekonomisine bir yük daha eklenmiş oldu.
Bu arada yaşadığım acıları epey sevdim, anlayacağınız mazoşist oldum bu sayede. Onun içindir ki ülkeyi kurtaracak yeni kararlarını sabırsızlıkla bekliyorum. Saygılarımla...
Ahmet Ali AYAYDIN |